Assassin's Creed

1. Assassin's Creed: Brotherhood


Brotherhood, ikinci oyunun sahip olduğu her şeye sahipti, üzerine bir de muhteşem yeni mekanikler ekliyordu. Konseptin Revelations'daki kadar eski durmadığı bir zamanda, Assassin's Creed II'ye doyamadığımız bir anda geldi ve bangır bangır "Liberation of Roma has begun" diyerek yerleşti gönlümüze. Brotherhood, AC II konseptinin son cilası, kusursuz hâliydi. O yüzden de hiç çekinmeden, kendisini gelmiş geçmiş en iyi Assassin's Creed oyunu ilan ediyoruz. Kaygımız da yok.


2. Assassin's Creed II


Assassin's Creed'in "ilginç fikirlere sahip kötü tasarımlı oyun" statüsünden, efsanelerden birine dönmesinin sebebi, kime sorarsanız sorun Assassin's Creed II. Bunun başka bir izahı yok. Gelmiş geçmiş en iyi devam oyunlarından biriydi Assassin's Creed II. Karakterleri, düzelttiği oynanış mekanikleri ve İtalya'sıyla aynı zamanda gelmiş geçmiş en orijinal serüven oyunlarından da biriydi. Ama bizce en iyi Assassin's Creed oyunu değil, çünkü kanaatimizce en iyisi...


3. Assassin's Creed IV: Black Flag


III'ten sonra çok büyük bir şey yapmaları gerekiyordu gözümüzdeki imajı toparlamak için. Bugün internet hâlâ "Assassin's serisi çok bozdu yeaa" diyen genç dimağlarla tıka basa dolu değilse, Black Flag bunu başarmıştır diyebiliriz. En büyük günahı ÇOK fazla uzun olmasıydı. Herhalde ağır ağır oynasanız, bir sene başka hiçbir şey oynamanıza gerek kalmayabilirdi. Dur şu balinaya koşayım, aha şurada bir gizem var, hoop depo varmış yağmalayalım derken bir bakmışsınız oynanış süreniz olmuş 60 saat. E zaten böyle bir durum var, hikayenin kendisi de 30-40 saat olunca insan yoruluyordu biraz be.


4. Assassin's Creed: Revelations


Bugüne kadar çok liste yaptık, herhalde en tartışmasız ilk dördümüz bu olacak. Sıralamanız değişebilir, ama Assassin's Creed serisinin en iyi dört oyunu konusunda kimsenin şüphesi olduğunu sanmıyoruz. Eğer bu konuda mutabıksak, bu dörtlünün en kötüsünün Revelations olduğu konusunda da anlaşmamız gerekiyor. Bir konuda da dürüst olalım, oyun İstanbul'da geçiyor olmasaydı bu kadar yüksek bir yere koyar mıydık emin değiliz. Ama ara ara hâlâ oyunu açıp, Aya Sofya'ya doğru koşturasımızın geldiğini düşünürsek evet, oyunu 4 numaraya koyduğumuza pişman değiliz.


5. Assassin's Creed II: Discovery


DS'e çıkıp, sonra da mobile portlanan bir diğer Assassin's Creed oyunu. Bunun farkı, an itibariyle sadece iOS'ta bulunabiliyor olması. Gameloft'un eski Symbian oyunlarını anımsar mısınız? Büyük oyunları alır, yan kameralı platform oyunları yaparlardı? Discovery aynı damardan ilerliyor. Yine bağlamına oturtup yargılamak lazım. Yolda giderken, iki dakika mola verirken oynanabiliyor, keyif veriyor mu? Evet. O zaman bizim için yeterlidir!


6. Assassin's Creed III


Altair, Ezio, Connor, Aveline ve Edward'ı yan yana koyunca, bir de oyunlarının performanslarına bakınca aşağı yukarı portre netleşiyor. Assassin's Creed serisinin sağlam bir ana karaktere çok ihtiyacı var. Bunu Black Flag yazımızda da belirtmiştik zaten, ama üçüncü numaralı oyuna bakınca mesele iyice netleşiyor. Connor donuk, uzak, soğuk bir karakter. Ne ona, ne de onun aracılığıyla ortama ısınmanıza izin veriyor. Haliyle her ne kadar çok sağlam bir takım öğelere sahip olsa da (deniz savaşları, avcılık, ağaçlarda parkour) Assassin's Creed III bugün ne tarafımızdan, ne tarafınızdan iyi hatırlanan bir oyun olamıyor.


7. Assassin's Creed: Rogue

Şimdi lafı hiç şekere bulamayalım: Rogue baya baya Ubisoft'un "siz Black Flag'i çok sevmişsiniz diye duyduk? Alın aynından!" diye önümüze sürdüğü bir oyundu. O yüzden çok ince bir kitleye hitap ediyordu. Black Flag'den yeterli "korsanlık" deneyimi doyumuna ulaşmış olanlar, burada çok sıkılacaklardı. Black Flag'in oynanış mekaniklerini beğenmeyenler de üzülecekti, zira oyun birebir aynıydı. Sadece ve sadece Black Flag'i sevip, doyamamış olanlar oynamalıydı Rogue'u. Ki onlar da oynadılar, ve çok sevdiler!


8. Assassin's Creed: Altair's Chronicles


DS'e çıkmış, sonrasında da yanılmıyorsam Android, iOS ve Windows Phone'a bile gelmiş bir oyundu. Bugün ilgili işletim sistemlerinin mağazalarında duruyor mu bilmiyorum, fakat duruyorsa bir göz atın derim. Gameloft'un yaptığı oyun, net bir Assassin's Creed tecrübesi değil, zaten olmadığı için sekiz numarada. Ama açıkçası sıkıcı da değildi.

9. Assassin's Creed: Bloodlines


Assassin's Creed 1'de olan pek çok tasarım sıkıntısının Bloodlines'da olması yüzünden "O niye 12, bu niye 9" diyebilirsiniz haklı olarak. Onun 10, bunun 8 olmasının sebebi, bunun sadece PSP'ye çıkmış olması. Dönemini en güzel gözüken oyunlarından biriydi ve PSP çerçevesinde değerlendirdiğinizde tasarım faciaları göze o kadar batmıyordu. Peki niye 8 o zaman? Çünkü ikinci bir analogu olmayan bir cihazda hakikaten Assassin's Creed, en azından bu şekilde bir Assassin's Creed oynanmıyormuş. Zor yoldan öğrendik.


10. Assassin's Creed Chronicles: China


Climax Studios ile Ubisoft'un ortaklaşa tasarladıkları üç ayaklı projenin ilki olan China, fikir olarak aslında çok iyiydi. 2.5D bir platform, ilginç bir tarihi arka plan, serinin ana hatlarına çok da uymayan ve bu yüzden de kulağa çok taze gelen bir ana karakter... Ama uygulanışta sıkıntılar vardı. Hikayesi de, oynanışı da bir noktadan sonra tekrara bağlıyor, sıkıcılaşıyordu. Yine de fiyatı düşünüldüğünde, çok da sırıtmayan bir oyundu, o yüzden on numaraya koyduk.



11. Assassin's Creed III: Liberation
Donuk karakterler, oyuna ilginçlik katmaktan ziyade yavaşlatan bir "persona" sistemi, takip edesinizin gelmediği gibi ettiğinizde de size pek çok bir şey katmayan bir senaryo ve gerçekten işlemediği artık tescillenmiş bir yakın dövüş sistemi. Liberation'u sadece Aveline ve New Orleans kurtarıyordu. Sonradan HD olarak yeniden yapılmasını da hâlâ anlamlandırabilmiş değiliz. New Orleans güzeldi ama. Keşke Aveline de, şehir de karşımıza daha iyi bir oyunda çıksa.

12. Assassin's Creed
Bir konuda mutabık olmamız gerek; Assassin's Creed serisinin bu denli kötü bir ilk oyunla çıkıp da buralara gelebilmesi, muhtemelen iki sebepten dolayıydı, bir: oyuncuların Ubisoft'a Prince of Persia serisi yüzünden açtıkları bir kredi vardı ve iki: kapüşonlar havalı şeylerdi. Yoksa biz başka bir mantıklı açıklama göremiyoruz. Assassin's Creed 1, tekrar eden mini oyunların arasında ezilmiş, ilginç fikirleri olan vasatın çok altında bir oyundu. Git, tüyü al, dinle, bir şeylerin peşinden koş, hırsızlık yap, sonra suikasti gerçekleştir. Allah için serinin isminin hakkını verip sizi gerçekten suikastçi bir karakterin yerine koyduğu tek oyundu.

13. Assassin's Creed: Unity
Dışarıdan nasıl gözüktüğünü biliyoruz. En yeni oyunu, en dibe koymak, baya baya "en güzel oyunlar eskiden çıkanlardır" fikrinin bir parçası gibi duruyor. Halbuki bizim burada derdimiz "yenilikler seriyi nasıl bozdu, güzelim oyunu yeni yetmelere peşkeş çektiler" gibi bayağı sebepler değil. Unity bitmemiş bir oyundu. Adama benzemesi için üzerine bir yıllık yama fırlatılması gerektiği gerçeği, bunun en güzel kanıtı. Bizim onu on ikinci sıraya koymamızın sebebi, katiyen kötü bir oyun olmuş olması değil yani. Daha ziyade, Ubisoft'un hayranlarına yaptığı muamele.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder